Karakter Boyutu A A A
YERELLEŞMENİN EKONOMİ POLİTİĞİ
23 Ekim 2009 Cuma 02:47

Güler:"Yerel yönetimler , hizmet birimi olarak halka yakın olmayı çağrıştırsa da küresel yerelcilik projesi anlaşılırsa işin amacının bunun tersi olduğu görülür."

Yerel yönetimler , hizmet birimi olarak halka yakın olmayı çağrıştırsa da küresel yerelcilik projesi anlaşılırsa işin amacının bunun tersi olduğu görülür.

1.Küresel Yerelcilik
Yerel yönetimler bir merkeze olan bağlılık üzerinden ve bu bağlılığın içeriğine göre anlam kazanmaktadır. Yerel yönetimlerdeki bir değişiklik bu anlamda merkezle ilgili bir değişikliktir. Merkezileşmiş ulus devlet biçimindeki bir devlet örgütlenmesinde, yerel yönetimleri de içeren bütünleşik iç pazar mevcuttur. Küresel yerelcilik dediğimiz politika, bu pazarın karşısına sektörlere ve iş alanlarına bölünmüş (su, çöp, turizm) bir yeni pazarlar sistemi ile çıkmaktadır. Bu noktada pazar değişince, pazarın bağlı olduğu merkez de değişmektedir. Yeni merkezler; BM, DB, IMF,DTÖ, AB, OECD gibi örgütlere ev sahipliği yapan Vaşington, Cenevre ve Brüksel olmaktadır. Ulus devlet merkezinden bağlarını koparıp, bu yeni merkezlere bağlanan yerel yönetimler, piyasanın gereklerine göre hareket etmek durumunda kalıp, küresel para ve sermaye piyasalarının doğrudan müşterisi haline gelmektedir. Sonuç olarak, ortadan kaldırılan merkezi denetim değil merkezin kendisi olmaktadır.

2. Liberal Tezler ve Marksist Cevap
Yerelleşme konusunda liberal tezlere bakarsak hem tarihsel tezler hem de bugüne ilişkin ekonomik tezler görürüz. Özetle şunları söylerler : Tarihsel olarak Batı Avrupa'da yerel yönetimler altı yüz yıllık bir geçmişe sahiptir. Bu kurumlar devlet tarafından kurulmuş değil, toplum tarafından oluşturulmuştur ve merkezi yönetime karşı varlığını sürdürmüştür. Batı demokrasisinin kökeni işte buradadır. Azgelişmiş ülkelere bakarsak buralarda merkeziyetçilik baskındır, yerel yönetim geleneği yoktur ve yerel yönetimler güçsüzdür. Sonuç olarak bu ülkelerde kronikleşmiş demokrasi sorunu vardır. Ekonomik olarak ise, yerel yönetimler güçlü olmadığından kuytularda kalan potansiyeller kullanılamamakta ve kalkınma sorunu oluşmaktadır. Azgelişmiş ülkelerde yerel yönetimleri güçlendirecek güçte kamu kaynağı yoktur. Alternatif finansman mali semaye olmalıdır. Diğer bir finans kaynağı da yerelin halkıdır, bunun içinse yerel yönetimler vergi yoluyla dolaylı olarak veya hizmet bedeli olarak doğrudan fiyatlandırma yapmalıdır. Bu yerel yönetim için merkez dışı bir özgelirdir ve yerel yönetimin demokratik yapısı ve gücü için zorunludur. Yerel yönetimin finans kaynaklarındaki bu çeşitlilik yerel meclislere yansımalı ve çok aktörlü ( sivil toplumlu) bir yönetim, yani yönetişim( governance) modeline geçilmelidir, bu katılım ile yerel yönetim demokratik bir form kazanacaktır.
Tarihsel tezlerine cevap verelim. ( Ekonomiye ilişkin cevap son bölümde)

Yerel kurumlaşma ve özel olarak yerel yönetimlere ilişkin her reform talebi, temelde toplumsal sınıf ve kesimler arasında yeni bir denge arayışının ifadesidir. Devletin sınınıflar üstü olmaması gibi, yerel yönetimler de değildir. Yerel yönetimler, el koyulan toplumsal artığın yeniden paylaştırılmasında devletin sürece en etkin müdahale araçlarından biridir.

Devletin merkezi ve yerel parçaların bütünü olduğu hatırlanırsa, yerel kurumlaşmanın örgütsel-yönetsel sorun olmaktan önce toplumsal-siyasal bir sorun olduğu görülür.

Liberaller feodalizm dönemindeki yerellikleri, kurumsal benzerlikten yola çıkarak kapitalizmdeki yerel kurumlaşmanın atası saymaktadır. Onlara göre bu yerel yönetimler her çağda çağdaş burjuva değerlerin taşıyıcısı olmuşlardır.. Bu savların yanlışlığını göstermek için bir Batı Avrupa'ya ( Fransa-İngiltere) ve bir de Doğu'ya ( Osmanlı-Rusya) olmak üzere iki yolculuk yapalım.

2.a. Batı

Fransa'da 16.yy'dan itibaren artan atölye üretimi ile birlikte gelişmeye başlayan ticaret, lonca sistemi ve iç gümrükler ile çatışmaya girmişti. Bu durum 1770'lerde Fransa Mutlak Monarşisinde ekonomik bunalım başlatmış, bunu aşmak içinse loncaları tasfiye eden, soylu ve din adamlarının yerelliklerdeki ayrıcalıklarını kaldıran reformlar uygulamaya konulmaya çalışılmıştı. Soyluların tepkisi sonucu gerçekleştirilemeyen reformlar sonucunda gerilen ortam, Fransız Devrimi ile serbest ticaret lehine sonuçlandırılmıştı. Liberal tezin aksine, ortaçağın kent yönetimleri kapitalist devletin çekirdeği olmamış, tersine; kapitalizm üretim ve dağıtımın ulusal ölçeği içinde gelişebilmek için bunları devrim ile dağıtmıştır. Bu şekilde merkeziyetçilik sağlandıktan sonradır ki, yereli merkeze bağlamak ve kontrol etmek için merkez tarafından yukarıdan aşağıya yerel yönetimler oluşturulmuştur ve ancak 1880'lerde tamamlanmıştır.

Yerel yönetimlerin beşiği sayılan İngiltere'de de durum benzer olmuştur. 1640 yılında temel feodal -lonca yasalarını bozan İngiltere'de, 1770'lerdeki sanayi devrimi ve 1832 parlamento reformu ile soyluluğun yerel yönetimlerdeki ağırlığı azaltılıp mülk sahiplerine alan açılmıştı. Bundan iki yıl sonra yoksulluk yasası çıkarılmış ve merkeze katı bir şekilde bağlı köyleri birleştiren birimler kurulmuş, böylece köylerdeki kilise ve kontluk yönetiminin gücü kırılmıştı. Bir yıl sonra ,sağlanan bu merkeziliğe dayanarak her kente meclisler kuruldu. Merkezi düzeydeki yerel yönetimlerin kurulması ise ancak 1871'de tamamlandı.

Fransa ve İngiltere'de feodal yerel kurumlaşma dağıtıldıktan sonra merkezileşme ile başlayan yukarıdan aşağıya bir yerel kurumlaşma gerçekleştirilmiştir. Liberallerin tezlerinin aksine bunlar toplumların oluşturduğu değil, devletlerin kurduğu yapılardır.

2.b. Doğu

Osmanlı Devleti'nde dönüm noktası, feodal merkezi devlet ile yerel feodal beyler arasındaki egemenlik ilişkisini yenileyen Tanzimat Fermanı olmuştur. Osmanlı Devleti feodal egemenlerin yerelliklerdeki bireysel ayrıcalıklarına son vermek ve bunları kontrol edebilmek için yerel meclisler kurmuş ve köylülerin temsilcilerinin olmadığı bu meclislerde hakim olan feodal egemenler ayrıcalıklarına bir 'sınıf' olarak sahip çıkmak durumuna geçmişlerdir.Aslında yapılan Avrupa'ya benzerdir; merkezileşmek için merkeze bağlı yerellikler kurup, yerel egemenleri bunlar aracılığı ile merkeze bağlayarak merkeziciliği pekiştirmek. Ancak 1871 yılında tamamlanabilen bu uygulama, liberal tezin aksine bırakın çağdaş burjuva değerleri taşımasını, feodalizmi güçlendirmişlerdir.

Avrupa'daki kapitalist dönüşüme Osmanlı Devleti gibi uzak kalan Rusya'da, soylulara köylüler üzerinde her türlü tasarruf hakkı veren 'serflik kurumu' vardı. 1753 yılında iç gümrüklerin kaldırılması ve herkese makine kurma ve üretimde bulunma hakkının verilmesiyle birlikte kapitalist işletmeler güçlendi ve nüfusu hareketsiz kılan ve gelişen kapitalist işletmelerin ihtiyacı olan iş gücünü engelleyen serflik kurumu ile bu kapitalist işletmeler çatışmaya girdi.

Serflik kurumunu sarsan bir diğer olay da köylü isyanlarıydı. Bu durum isyanların ve kapitalizmin sarstığı serflik kurumunun1861'de kaldırılması ile sonuçlandı. Artık köylüler toprağın bedelini ödeyince mülkiyet soyluların egemenliğindeki 'köy komünlerine' devrediliyordu. Osmanlı Devletin'deki gibi, Rusya'da da soylular köylü üzerinde bireysel hak iddiasında bulunmak yerine artık yerel meclis olan köy komünleri aracılığı ile 'sınıf' olarak ayrıcalıklarını devam ettireceklerdi. Bu durum zemstvo kurumlarıya sürdü, Ekim Devrim'i ile de zemstvolar tamamen kaldırıldı ve yerlerini 'sovyet' örgütlenmelerine bıraktı.

Doğu ve Batı'nın devrimci dönemleri yerel kurumlaşmanın toplumsal-siyasal bir sorun olduğunun çıplaklaştığı dönemlerdir. Batı göstermiştir ki, bugünün Avrupa'sının çağdaş yerel yönetim modeli merkezileşme ile birlikte yukarıdan aşağıya kurulmuştur. Doğu göstermiştir ki, yerel yönetimler her zaman çağdaş burjuva değerlerin taşıyıcılığını yapmamakta, feodalizmi ve gericiliği besleyebilmektedir.

2.c Türkiye/ Liberal ekonomik tezlere cevap:
1980 sonrası, gelişmişlik- azgelişmişlik sorunu 'modern' zamanların sorunu ilan edildi ve bağımlılık-emperyalizm kavramlarının öldüğü propagandası yapıldı.. Azgelişmiş ülkelerin mevcut bürokratik yapısı değiştirildi. Bunun yerel yansımalarını şöyle özetleyebiliririz:
1980 sonrası küçük üreticiler doğrudan büyük sanayinin güdümüne girmiş, 80 öncesinin 'bağımsız' zanaatkarı ve tüccarı olmaktan hızla uzaklaşmışlardır. Artık büyük sermayeye hammadde üreten, sanayi mallarını girdi olarak kullanan bir konuma gelmişlerdir. Sonuç olarak belediye meclislerinde yer alan bu küçük üreticiler, piyasacılığa karşı olan girişimlere karşı direnç oluşturan, kaynakları sermaye birikimi yönünde kullanan bir tavır sergilemişlerdir. Bu nedenle 1960-80 döneminin tersine, 80 sonrası artık belediyelerin öne geçme dönemi başlamıştır. 1980'de belediye gelirlerinin genel bütçe gelirlerine oranı %4.68 iken, 1993'de %13.84 olmuştur.
Yerelin öne çıkarıldığı bu süreçte İller Bankası tasfiye edilmiştir. İller Bankası 1945 yılında belediyelere altyapı yatırımları için kredi vermek ve yatırımların teknik boyutunu yönlendirmek için kurulmuştu. Banka 1960 sonrası, inşaat sektörü ve sanayi kesiminin yeterli güçte olmaması nedeniyle fiili üretim ve yatırım sürecine girmişti. İller Bankasının Genel Müdürlüğü'nün tekelinde olan ihale yetkisi 1984'ten itibaren bölge müdürlüklerine verilerek İller Bankası yerelleştirilmiştir. 1990 yılında KİT statüsünden uzaklaştırılmış ve bankacılık boyutu öne çıkarılmıştır.

1986 yılına kadar kamu kredisi kullanan yerel yönetimler, bu yıldan sonra, Merkez Bankası'nın kamu kredilerini kesmesi ile, kredi için mali sermayeye yönlendirilmiştir. İller Bankası'nın yeni görevi belediyeler ile ticari bankalar arasında güvence kurumu olmaktır. Yerel yönetimlere merkezden ayrılan payları dağıtan İller Bankası, borcunu ödemediği takdirde banka için yerelin payından kesinti yapabilmekte ve böylece banka güvenceye alınmaktadır.

Yerel yönetimlerin esas finansörleri olarak öne çıkan yerli ve daha çok yabancı sermaye grupları, karar alma tekelini de kamu dışına çıkarmak istemektedirler. Bunun için sivil toplum kuruluşu olarak görülen meslek kuruluşları, ziraat odaları, sanayi odaları, kooperatifler kimi yetkilerin kendilerine devrini istemektedirler. Buna örnek olarak; ekmek fiyatını belirleme yetkisinin Fırıncılar Odası'na verilmesi, esnafı denetleme işinin ise belediyelerce değil, esnaf odalarınca yapılması gösterilebilir. Bu anlayışa göre yerel kalkınma yerel meclislerin değil, yerel iş dünyasının liderliğinde gerçekleşecektir. Birgül Ayman gülerin ifadesiyle bu ' çete yerel devlet' tir. Artık yerli sermaye doğrudan yönetici sınıf olmakta, yabancı unsurlar ise kamu gücünün meşru üyeleri sıfatını almaktadırlar.

Yerelleşme sisteme olan tepkileri de bölgeselleştirmek gibi bir sonuç verecektir. Ulusal aidiyetin yerini etnisitenin, cemaatlerin alması hız kazanacaktır. Burjuvazinin resmi felsefesi olan idealizm toplumu gericileştirecek, toplumsal her ilişki piyasacılık ile kirlenecektir. Azgelişmişlik koşullarında gerçekleşen bu halktan kopuşun getirisi ancak totaliter bir rejim olabilir. Çünkü fiyatlandırılan hizmetler kamu hizmeti olmaktan çıkacak ve 'kullanan öder' ilkesi geçerli olacaktır. İktisadi yapının taşeronlaştırılması ile de sendikasız ucuz işgücü piyasaya sunulacaktır. Görülen o ki, yerelleşme özelleştirme öncesi ara bir duraktır. Liberallere göre tüm bunlar toplumun özgürlüğü için yapılmaktadır. Unutulmamalı ki liberalizmin toplumdan anladığı piyasadır.

Tüm bunların üzerine bir de 'bölgesel kalkınma ajansları' projesi vardır. İl kademesinin üzerinde bölge yönetimi olarakAB'nin isteği ile gündeme gelmiş olan bu yapılarda; taşranın atanmış yöneticileri olan vali, kaymakam, belediye başkanları ve bölgenin özel sektör şirketleri bir araya gelecektir. Bu ajansların rolü bir tür 'bölgesel yönetişimcilik' olacaktır. Yönetişimcilik, 1980 sonrasının negatif devlet anlayışı yerine, küresel yönetişime giden yolları döşeyecek unsur devlet olacağından, 'güçlü devlet' anlayışını öne çıkarmıştır. TSK safını şu sözlerle belirtmektedir: Güçlü ordu güçlü Türkiye (Devleti) !

Türkiye gibi marksist geleneğin ve solda sürekliliğin olmadığı ülkelerde, Avrupa kökenli postmarksist düşünceler postmodernizmin liberal terörüne sol adına onay verme kanallarını açmakta ve sola basınç uygulamaktadır ve şimdilik başarılı olmaktadır.

Alihan Bozkurt

NOT: Yazı boyunca kitaba bağlı kalınmış ve verilen örnekler ,yüzdelik oranlar, gelişmelerin tarihi bilgisi, yazarının vardığı sonuçlar kitaptan olduğu gibi alınmıştır.
 
 
 
 
 
Amirler.NET - İDARE'NİN NET SESİ

825 defa okundu...
metin sahin       sahi   03 Ocak 2010 Pazar 19:15
Sahi Kurulan yerel yönetimler bakanlıgıo neden kapatılmıştı?Kimin kaprisinden ve korkusundan..?Anımsayan var mı acaba?
metin sahin       yerel yönetimler   02 Ocak 2010 Cumartesi 18:37
Bence yeniden Yerel Yönetimler Bakanlıgı kurulmalıdır.Sözün özeti bu.
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
Son 1 gün içinde eklenmiş haber bulunamadı.
» 2010 Mülki İdare Kararnamesi
» Şaşırtan Kaymakam Haberi
ANKET Diğer Anketler
12 Eylül 2010 Referandumunda ülke menfaatlerine en uygun sonuç hangisi olur.
EVET ÇIKMALI
HAYIR ÇIKMALI
» Tüm yazarları göster
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
Tüm hakları sakldır
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz
Amirler.NET - İdarenin NET Sesi
Telefon:
Eposta: iletisim@amirler.net