RADİKAL'den İsmet BERKAN'ın Köşe yazısı
03.09.2009
Adalet Bakanlığı’nca hazırlanan Yargı Reformu Strateji hakkında yazmaya devam ediyorum.
Bakanlık uzmanları Yargı Reformu Stratejisi için 13 tane hedef belirlemişler, bunların birincisi ‘yargı bağımsızlığı.’
Dün de yazdım, yargı bağımsızlığını güçlendirmek gibi bir hedefe sahip olmak, yargının yeterince bağımsız olmadığının kabulü anlamına geliyor zaten. Bizde yargı bağımsızlığı denince ilk akla gelen konu, yargıç ve savcıların özlük işlerini düzenleyen kurul olan Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu oluyor ve bu kurulda Adalet Bakanı ile onun müsteşarının bulunması yargı bağımsızlığını kötü anlamda etkileyen başlıca unsur olarak görülüyor.
Bu görüş çok da haksız olmamakla birlikte bir yanılgıya sebep oluyor. Sanki bakan ve müsteşarı kuruldan çıksa yargı bağımsızlığı konusunda tek eksiğimiz giderilecek. Oysa durum böyle değil.
Sorun, dün de yazmaya çalıştım sanıldığından daha çetrefil ve önemli.
Bana göre, sorunun bir önemli unsuru da temel bakış açısı. O açı, meseleye devlet tarafından, Ankara’dan bakan açı maalesef. Oysa bizim soruna baktığımız yeri değiştirmemiz, sorunu vatandaş ve onun hukuku açısından görmemiz gerekiyor.
Böyle yaptığımızda da, karşımıza hâkimlerle savcıların neden tek bir parçaymış gibi görüldüğü sorusu çıkıyor.
Bizim savcılarımız ‘cumhuriyet’in savcıları. Bizde ‘cumhuriyet’ demek ‘devlet’ demek. Yani savcı devletin savcısı. Öyle olunca da, devletin hâkimiyle devletin savcısının yan yana ve sanki aynı şeymiş gibi gözükmesi normal sanılıyor.
Oysa, evet savcılar davalarda kamuyu temsil ederler, kamu adına dava açarlar ama ‘kamu’ devlet demek değildir, kamu ‘halk’tır. O yüzden, savcılarımızın kendilerini ‘halkın avukatları’ olarak görmelerini sağlayacak bir düzene, düzenlemeye gidilmesi gerekir.
İlk adımda HSYK’nın adı HYK olmalıdır, yani Hâkimler Yüksek Kurulu. Savcılarımızın tayin ve terfileri ile diğer özlük işleri (soruşturulmaları dahil) bu kurulun dışına çıkarılmalıdır.
Aslında benim radikal önerim, illerde savcıların seçimle gelmesi yönünde. Amerika’da savcılar seçimle gelir, belli bir bütçeye sahip olurlar ve kendi ekiplerini kurarak halk adına suçla savaşırlar,
sonra da halka hesap verirler.
Bu önerinin hemen ‘Yargıya siyaset bulaştırma’ olarak algılanacağının farkındayım ama bence tartışılması
gereken bir konudur bu.
Savcılarımızın hükümetten (ve bütün diğer güç odaklarından) bağımsızlığı karşımızda duran en önemli sorunlardan biri. Eğer onları seçimle getirmeyeceksek, yani bugünkü gibi merkezi bir sistemle
işe alıp sonra da belli usuller çerçevesinde ülkenin dört bir yanına tayip edeceksek, bu meseleyi de çözmemiz lazım.
İşleri merkezden yapmaya ve merkezi bir sistemle yürütmeye devam edeceksek, merkezde bir güç birikmesiyle ve sonra da birilerinin biriken o gücü etkilemeye çalışmasıyla karşılaşmamız kaçınılmaz. Bu bugüne kadar böyle oldu, bundan sonra da olur.
O zaman savcılarımız için, halka hesap veren bir mekanizmanın mutlaka kurulması gerekir.
Ben vatandaş olarak savcılarımızın suçla mücadelede başarılı olup olmadığını bilmiyorum örneğin. Acaba her suç türü için kaç kişiyi soruşturuyor, yakalıyor ve mahkûm ettirebiliyorlar? Acaba başarı oranları ne?
Halkın bu hesabı sorabilmesinin yolu açılmalı.
***
08.09.2009
Esasında iyi ki, Ergenekon soruşturması ve davası gibi çok çeşitli ve derin tartışmaları beraberinde
getiren, bu arada yargıyla ilgili neredeyse bütün sorunlarımızı aynı anda karşımıza çıkaran bir tecrübeden geçiyoruz.
Elbette ateş düştüğü yeri yakıyor, bu soruşturma ve davanın mağdur ettiği çok sayıda insan var, amacım onların durumunu ‘Kurunun yanında yaş da yanar’ diyerek küçümsemek değil.
Öte yandan, bu dava ve soruşturması sayesinde ülkemizde demokrasinin kalitesinin artması, ülkemizde demokrasi dışı güçlerin gizlice veya açıkça bizi yönetmelerinin önüne geçilmesi yönünde ciddi ilerlemeler kaydettiğimizi de söylemem gerek.
Fakat bana göre Ergenekon davası etrafında yaşanan kutuplaşma ve tartışmaların geleceğimizi belirleyecek en büyük faydası, yargı reformu konusunu gündemin ön sırasına taşıması oldu.
***
Önümde duruyor, Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘Yargı Reformu Stratejisi’ ve onun eylem planı.
Burada ele alınan başlıklar ve yapılmak istenen yeni düzenlemelerle ilgili bence tek tek her konuda kalem oynatmak, tartışmaya katkıda bulunmak şart. Ama bu detay tartışmalara girmezden önce stratejinin toplamı hakkında bazı genel şeyleri de söylemek lazım.
***
Sanıyorum Türkiye’de neden bir yargı reformuna gereksinim duyulduğunu izaha bile gerek yok. Hepimiz, devlet olmanın temel fonksiyonu olan adalet dağıtma işinin, yani yargının iyi işlemediğinin farkındayız. Pek çoğumuz buna bizzat kişisel tecrübelerimizle tanığız zaten. (Ülkemizde neden adında ‘Adalet’ kelimesi bulunan bu kadar parti olduğunu izah etmek gerekmez mi?)
Yani bir reform ihtiyacı çok açık. Yapılacak olan reformun hangi yönde yapılacağı, hangi temel ideolojik hedefe yönelik olacağı ve hangi ihtiyacı karşılayacağı da çok açık.
Dikkat ediyorsanız zaten ne reformun yönü, ne ideolojisi ne de işlevi konusunda bir tartışma var. Bütün siyasi partiler ve bütün sivil toplum ile yargı camiası istisnasız aynı şeyleri düşünüyor.
Ama şeytan ayrıntıda gizli. Yargı reformunda da esasen kavga konusu olan veya kavga çıkarmaya aday konular hep bu ayrıntılar.
Ama diyorum ya o ayrıntılara girmezden önce bütüne bir bakalım.
***
Her ne kadar biz bu reformu yargımızın standartları uygar Batı ülkelerine daha fazla yaklaşsın diye, insan hakları ve demokrasiyi temel alan bir ideolojik sebeple ve halkımızın adalet ihtiyacını bir hakkın karşılamak üzere yapıyorsak da, ülkemize ilişkin temel bakışımız reform stratejisinin tamamına yansıyor yine de.
Bu bakış ise maalesef aşırı merkeziyetçi, vatandaşı değil devleti kendine merkez alan bir bakış. Zaten öyle olduğu için strateji taslağının bir numaralı maddesi Anayasa Mahkemesi ile ilgili getirilen öneriler. Oysa, sokaktaki insanlardan yargıyla ilgili sorunlarını sıralamalarını istesek belki de Anayasa Mahkemesi ile ilgili bir konu sıralamaya bile giremeyecek.
Bu sembolik bir şey. Benim eleştirdiğim de bilinçli veya bilinçsiz yapılmış sembolizm.
Taslağı hazırlayanların kafalarının ardındaki önceliklerin yansıması.
Yanlış anlaşılmasın, Anayasa Mahkemesi’nin kusursuzluğunu veya dokunulmazlığını savunmuyorum, bana göre de değiştirilmesi gereken pek çok şey var orada. Ama kocaman bir reformdan söz ediyoruz, Anayasa Mahkemesi
burada gerçekten son sıralarda gelir, en önce de yargının doğrudan vatandaşa yansıyan sorunlarına, mesela yargı sürecinin hızlandırılmasıyla ilgili tedbirlere bakmak gerekir.
Mesele, reform çabasına vatandaşın gözünden, onun ihtiyaçlarıyla evrensel demokrasi ve insan haklarını evlendirme bakış açısından değil, hâlâ ‘mülkün temeli’ndeki devlet anlamına gelen ‘mülk’ün gözünden bakma meselesi.
***
İzninizle, araya çok önemli bir şey girmedikçe, birkaç gün boyunca yargı reformu üzerinde duracağım, belki canınızı sıkacağım ama çok önemsediğim bu konunun biraz olsun tartışılmasını sağlamaya çalışacağım.