Dediğim gibi daha önce doğuda da görev yaptığımız için alışmak zor olmadı. Ülkemizdeki diğer doğu illerinden pek farkı olmadığını gördük. Biz Türkiye"nin yedi coğrafyasında da görev yaptık, insanlarıyla güzel ilişkiler kurduk, ayrılırken de güzel bir şeyler bırakarak, sevgilerini kazanarak ayrıldık. O anlamda sıkıntı çekmedik, neticede memleketin doğusu da batısı da benim için aynı, pek fark etmiyor yani.
Van"daki sosyal hayat içinde sizi çok fazla göremiyoruz...
Aslında bulunmam gerektiği yerde bulunduğumu düşünüyorum. Yani sosyal hayat anlamında kast ettiğiniz şeye bağlı tabi. Kenti yönetmeye kalkmıyorum ben, medyatik değilim o anlamda. Daha çok desteğimize ihtiyacı olan çocuklarla ilgileniyorum, onlarla bir arada olmak istiyorum. Onlarla ilgileniyorum, onların reklâm argümanları olarak görmüyoruz ki, onlar da bundan hoşnut değiller. Onları değişik vesilelerle misafir ettik, onlar da bize “sizi çok seviyoruz” diyorlar. Biz “neden” diye soruyoruz, onlar “çünkü siz makinelerle, kameralarla gelmiyorsunuz” diyorlar.
Daha önce bu yönde bir takım yanlışlıklar yapılmış, bu gelenek haline gelmiş. Bu çok hoşumuza gitti, çünkü kendi özel hayatımızda da bu konumda olan çocuklarla da bir şeyleri paylaştığımız zaman, onlardan aldığımız değerlendirmeler sonucunda bu kanıya varıyoruz. Onlar üzerinde belli bazı anketler yaptık, istemiyorlar “kamerayla geliniyor, hatta bizi internete veriyorlar” deyip rahatsızlıklarını dile getiriyorlar. Bizim amacımız onlara yardımcı olmak, onlara destek olmak ve önemsediğimizi hissettirmektir. Bu yüzden basın ve medyayı yanımızda götürmüyoruz, yapmamız gerekenleri yapıyoruz sadece.
Van halkı olan diyalogunuz nasıl?
Vali Bey"den çok sonra geldim, 5–6 aydır buradayım ben. Ama maşallah çok hoş bir diyalog var, halkın ilgisi, alakası iyi düzeyde. Herkese kapımızı açıyoruz sonuçta, herkesle ilgileniyoruz. Her kesimden insan geliyorlar, bizi hiç yalnız bırakmıyorlar. Çok hoş bir şey bu. Haber veren de var, aynı gün geleceklerini belirtenler de var, bir yerde karşılaşıp gelmek istediklerini söyleyenler var. Halkla olan diyalogumuz o anlamda çok güzel yani.
Sizce Van"daki kadınlar yaşamın belli alanlarında yeterince yer alabiliyorlar mı?
Daha önce batıda da görev yaptık. Bu sadece bu yöreye özgü bir durum değil, batıda da bu sorun var, bunu gözlemledik. Kadınlarımızın üretim süreçlerinde etkin olamamaları, faaliyet gösterememeleri daha çok dikkatimizi çekiyor. Buradaki kadınlarımızın da bu süreçlerin içinde yer almayışlarının nedenlerinin çevresel baskıların, toplumsal baskılarının, ekonomik sıkıntıların sonucu yaşandığını düşünüyorum.
Van"daki kız çocuklarının eğitimi için çalışan sivil toplum örgütleriyle görüşmeniz oldu mu, sizce yapılan çalışmalar yeterli mi?
Bu aslında hepimizin sorunu. Yani sadece kamunun, sivil toplum örgütlerinin, yerel basının sorunu değil. Hepimizin üstlenmesi, sahip çıkması ve bir şeyler yapması gereken bir sorun olarak görüyorum. Bu bağlamda da Vali bey"in de bu konuda çalışmaları var zaten, herkesi bu eğitim sürecine dâhil etmek için Kardeş Okul-Kardeş Kurum Projesi"ni başlattı. Herkesin ilgisini ve desteğini aldık. TÜİK burada bir araştırma yapmış, buna göre Van"da 141 Bin vatandaşımızın okuma yazma bilmediğini gördük. Sayın Başbakan"ın eşi Emine Erdoğan Hanım"ın himayesinde başlatılan Ana-Kız Okuldayız Kampanyası başlatıldı ve burada etkin olduğunu gördük. Özellikle bu okuma yazma bilmeyenlerin çoğunluğunun kadınlardan oluştuğunu gördük.
Bu yüzden kampanya bizi ümitsizliğe düşürmüyor, kampanya süresince okuma yazma bilmeyen bayanların sayısının düşeceğini ümit ediyorum. Bu konuda ilçelerden ve kampanyanın yürütüldüğü yerlerden sayıları alıyoruz. En son Saray Kaymakamı Meral Hanım"dan ilçede kampanyanın çok etkin olduğunu öğrendik. Meral Hanım-belki de bayan olduğu için- okulları çok fazla ziyaret ettiğini ve okuma yazma öğrenen bayanların artık kendisinden kitaplar, yemek tarifleri vs. istediklerini söyledi. Bu gerçekten bizi mutlu ediyor. İnşallah bütün köylerde, ilçelerde kampanyanın başarılı olmasını diliyorum.
Vali Bey “Halkın Valisi” olarak biliniyor ve çok seviliyor. Siz Vali Eşi olarak Vanlı kadınların içinde yeterince yer alabiliyor musunuz?
Vali Bey hakikaten çok seviliyor. 21–22 yıldır idareci. Kaymakamlık yaptı, Vali Yardımcılığı yaptı, Ankara"da Başbakan"ın Danışmanlığını yaptı. Daha sonra Genel Sekreterlik yaptı, süreç içinde önemli çalışmalara imza attı. Bu çok önemli ve vatandaş da bunu görüyor. Çünkü onlar tarafsız bir şekilde gözlemliyorlar, ön yargısız değerlendiriyorlar. Her gittiğimiz yerden onların sevgisini kazanarak ayrıldık. Ben de gereken yerlerde katılıyorum ama medya eşliğinde değil de insani görev olarak addediyorum. Yani Vali eşinden öte insan olmanın gereği olarak yapıyorum bunları. İnsanların iyi-kötü günlerinde yanlarında olmak önemli.
Hepimiz için önemli değerler bunlar. Doğu"da duygusal farklılıklar daha ağırlıkta, batıdaki gibi değil. Batıda düğün veya taziyeler bir gün içine sığdırılıyor. Ama burada çok güzel. Özel çadırlar kuruluyor, apartmanlarda özel taziye yerleri var. Sadece taziye için değil, önemli etkinliklerde de kullanıyorlar, bu bir paylaşımdır ve güzel bir davranıştır. Bu yörenin buna benzer yönleri çok hoşumuza gidiyor.
Bugüne kadar Van düğününe katılma imkânınız oldu mu?
Maalesef düğüne katılamadım, hep engeller oldu. Programlarımız uymadı, konuklarımız oldu. Çok arzu ettim ama umarım önümüzdeki günler içinde mutlaka olacaktır. Şimdi Kış herhalde, düğün sezonu henüz başlamamış. Ama Kocaeli"nden gelen konuklarımız buna şahit oldular, çok beğendiler, o paylaşmaya hayran kaldılar.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü ile ilgili neler düşünüyorsunuz, yapmayı düşündüğünüz bir çalışma var mı?
Anneler Günü, Babalar Günü, Sevgililer Günü gibi özel günler var, bunlar tek güne indirgenmemeli tabi. Ama Kadınlar Günü bir fırsattır diye düşünüyorum, çünkü kadının toplum içindeki yeri, neden üretim sürecine katılamadığı, karşısına çıkarılan engeller ve bunlara çözüm bulma noktasında anlam ifade eden bir gün. Bunların hepsi, bu günde konuşuluyor, dile getiriliyor, bu anlamda çok önemli.
Van"daki kadınlara nasıl bir mesaj vermek istersiniz?
Öncelikle Van"daki, ülkemizdeki ve dünyadaki tüm kadınlarımızın gününü kutluyorum. Kadınlara şu mesajı vermek istiyorum “Annenin eğitimi demek, çocuğun eğitimi demektir. Çocuğun eğitimi de toplumun eğitilmesi demektir. Çünkü anne ilk öğretmendir. Bu yüzden çocuk anneyi model alıyor, evde verilebilecek her şeyi, her eğitimi veren annedir. Annenin eğitimli olması, bunların üstesinden gelebilmesi demektir. Kadınlarımızın eğitime öncelik vermesini istiyoruz, öncelikle kendilerini eğitsinler, okuma yazmaya ve kendilerini geliştirmeye gayret göstersinler. Sonra çocukların eğitimiyle birebir ilgilensinler, onlara insani değerleri, ahlaki değerleri, sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü özellikle vermelerini istiyoruz.
Van"da en çok beğendiğiniz yer neresi?
Van"a gelmeden önce Vali Bey ile görüştük. Gittiği yerleri, gördüklerini telefonla bana aktarıyor sağ olsun. Bana Gevaş Yuva köyü"nden bahsetti, hayran kaldım dinleyince. İlk gidince gideceğim ilk köy orası olacak, diye bir hedef seçtim kendime. Ramazan"dan sonra ilk gittiğim köy orası oldu. Diğer köylere de ziyaretlerde bulunmayı düşünüyorum.
Cumhurbaşkanımızın başlattığı Türkiye Okuyor kampanyası var. Bu kapsamda Gevaş Kaymakamlığı da “Gevaş Okuyor” kampanyası düzenledi. Yuva Köyündeki kadınlarımız bu projeye dâhil edilmiş ve okumaları için teşvik edilmiş. Kadınlarımızdaki heyecanı ve başarıyı gördük, verince alıyorlar yani uzattığınız eli boş bırakmıyorlar. Batıda farklıdır ama doğuda insanların bu hoşgörülü yaklaşımı, insanlara güveni, sıcakkanlı, misafirperver olmaları ve daha nice güzellikler. Sizin iyi niyetli verdiğiniz her şeyi alıyorlar. Bu çok güzel bir duygu. Kampanya kapsamında okuma yazma bilmeyen kadınlar okuma yazma öğrenmişler, dünya klasiklerini bitirmişler. Bir eğitimci arkadaşımla bunu paylaştım, çok şaşırdı. Diğer şehirlerde bırakın dünya klasikleri okumayı, normal kitap okuyanlar bile çok az. İlk başlarda biraz mecburiyet hissiyle okumuşlar ama hedef çok güzel. Bunlar önce hedeflerine ulaşmak için kitap okumuşlar, sonra keyfini çıkarmışlar. Cumhurbaşkanımızın eşini de götürdük oraya, kendisi de aynı şeyleri söyledi. Ama ben ilk gördüğümde çok hoşuma gitti.
Köylere, ilçelere gittiğimizde köyün muhtarı ve ileri gelenleri etrafımıza toplanıp sohbet ederler, güzel görüntüler olurdu ve kadınlar geri planda kalırdı. Onlar arka planda hazırlıklar falan uğraşırlardı ama burada tam aksine. Bir paylaşım vardı, beylerin eşlerine olan desteğini gördük. Elbette onlar evlerinde, köylerinde söz sahibi durumundalar ama eşlerine destek olmuşlar, paylaşım yaşamışlar, okuma yazma öğrenimine yardımcı olmuşlar, kitap okuma için yardım etmişler. Onlarla oturup sıkıntılarını dinledim, bir şeyler paylaştık. Onlara kitap okuyarak ne kazandıklarını sorduk.
Çocuğunu sağlık ocağına götüremeyen anneler, kitap okuduktan sonra sağlık ocağına, hastaneye gittiklerinde meramlarını rahatlıkla anlatabilmişler, dertlerini rahatlıkla söyleyebilmişler. Elbette dilini bilecek, dilini konuşacak; bu o insanların en büyük özgürlüğü, en büyük hakkı. Ama kendilerini ifade edebilmeleri için de okuma yazmayı ve Türkçeyi iyi bilmeleri gerekiyor neticede. Bu kampanyadan sonra sağlık ocağına gittiklerinde her şeyin daha da kolaylaştığını görmüşler, eskiden eşleri ya da babaları olmadan gidemiyorlarmış. Bu çok üzücü bir durum ama düzeltilmiş işte.
Saray Kaymakamımızın söylediği gibi anneler, kadınlar artık eğitim kitapları istiyor. Annelik eğitimi, çocuk ve bebek eğitimi gibi kitaplar istiyorlar. Bunlar çok sevindirici gelişmeler. Kadınların eğitimli olması bu bölgenin en büyük avantajı olacak.
Bu ve buna benzer tüm uygulamalarda önceliğimiz bu halkın eğitimi. Eğitim bizim öncelikli hedefimiz ve bunu sağlamanın gayreti içindeyiz.