Karakter Boyutu A A A
OLAĞANÜSTÜ 'HALK' VALİLERİ
17 Şubat 2010 Çarşamba 00:44

Aksiyon Dergisi Hakkâri, Kırklareli, Manisa, Malatya, Mardin ve Van valilerini, yeni yönetim anlayışının öne çıkan temsilcileri olarak gösterdi...
 
VALİLER DEVLETİN BİR NUMARALI TEMSİLCİSİ
 
Valiler, taşrada devletin bir numaralı temsilcisi, daha doğrusu devletin bizzat kendisi. Anadolu halkının valilerle iletişimi hep sınırlı olmuştur. Ne de olsa devlet, araya mesafe konulmayı gerektirecek saygınlık ve önemdedir! Halkın mesafeli yaklaşımında elbette bugüne kadar süren yönetim anlayışının da etkisi var. Tebaalıktan vatandaşlığa yükseltildiği ileri sürülen, ‘efendiliği’ ilan edilen insanlar, devletin soğuk çehresiyle muhatap olmaktan kurtulamadı. Valiler de ister istemez bu anlayışın temsilcisi olmuş. ‘Mülki idare’ kavramı, Türkiye örneğinde, yönetimi altındaki kitlelere şekil verme anlayışına dayalı bir kimlik kazanmış. Otoriter yönetimiyle bugün hâlâ konuşulan, tek parti döneminin Ankara Valisi Nevzat Tandoğan, kitlelere şekil verme anlayışının bürokrasideki sembol isimlerinden biriydi. İstisnaları olmakla birlikte, bu genel yaklaşım son yıllarda ciddi bir değişim sürecinden geçiyor. Anadolu’da, öncekilere kıyasla farklı bir yönetim anlayışı sergileyen valilere rastlamak mümkün artık.
 
Bu dosyada, Anadolu’da değişen mülki amir ve yönetim anlayışını, valiler üzerinden inceliyoruz. Hakkâri, Kırklareli, Manisa, Malatya, Mardin ve Van valileri, yeni yönetim anlayışının öne çıkan temsilcilerinden sadece birkaçı…
 
KAYMAKAMLAR ÇOK İYİ YETİŞİYOR
 
Yeni nesil valiler, genel itibariyle kaymakam kökenli. Önemli bölümü de taşradaki kaymakamlıklarının yanı sıra, merkezde farklı görevler üstlendikten sonra vali olarak atanmış. Aslında öncelikle Türkiye’deki kaymakamlık sürecini ele almak gerekiyor. İçişleri Bakanlığı, bilhassa son yıllarda kaymakamların yetişmesine özel önem veriyor. Çok iyi bir eğitim ve staj sürecinden geçerek mesleğe başlayan kaymakamlar, hâlen bürokrasi için önemli bir insan kaynağı konumunda.
 
VALİLER LİYAKAT VE PERFORMANS İLE ATANIYOR
 
Elbette her kaymakamın gönlünde vali olma isteği yatıyor. Bugün valilerle ilgili başarı hikâyeleri ve farklı bir yönetim anlayışını konuşabiliyorsak, liyakat ve performansa dayalı atama sisteminin süreçteki payını vurgulamak gerekiyor. Kamuoyuna fazla yansımasa da mülki idarede, özellikle vali atamalarında, ‘performans’, temel belirleyici hâline geldi.
 
Performans ölçüsü ise ‘proje üretmek’ gibi fiziki unsurlar kadar, ‘devlet-vatandaş arasındaki yakınlaşma ve iş birliğinin arttırılması’ gibi sosyal yönleri de içeriyor. Mülki idaredeki yeni yönetim anlayışı ve uygulamalar konusunda, elbette işin başındaki isimlerin yaklaşımı önemli. Bu değişimi sorduğumuzda, genellikle aynı sonuca farklı yollardan ulaşan değerlendirmeler geliyor…

DEVLET, YAKIN ÇEVRE KAVRAMINA DÖNÜŞÜYOR

VALİ DOÇ.DR.ULVİ SARAN
 
Malatya Valisi Ulvi Saran, kamu yönetimi noktasındaki incelemeleriyle tanınan bir akademisyen. Kaymakam kökenli Doç. Dr. Saran, yıllardır Ankara’da Mülkiye Başmüfettişliği ve Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı yaptıktan sonra Malatya Valiliği’ne atandı. ‘Kamu Yönetiminde Yeniden Yapılanma’ ve ‘Kamu Yönetiminde Kalite’ isimli kitapları bulunan Saran, teorik birikimini bugünlerde sahada uygulama imkânı buluyor. Dolayısıyla mülki idare anlayışındaki değişimi iki açıdan da yorumlama şansına sahip. Saran, Türkiye örneğinde devletin yukarıdan aşağıya şekillendirici rolünden söz ediyor. Bürokrasi bu rolün hayata geçirilmesinde pratik bir araç işlevi görmüş; ancak son yıllarda bu süreçte ciddi bir değişim yaşandığı tespitini yapıyor. Saran’a göre, Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı değişim ve dönüşüm, özel teşebbüs ve sivil toplumun artan önemi, Anadolu’daki hareketlilik, halkın yönetimde daha fazla söz sahibi olması bürokrasiyi de etkiliyor. Buradaki etkilenme, bürokrasinin halkın üzerinde gözetleyici ve denetleyici bir güç olmaktan ziyade, halkla bütünleşme ve halkla beraber dönüşümün parçası olması yönünde bir anlam kazanıyor. Çünkü halk artık kendi sorunlarını çözme iradesi gösteriyor.
Saran, mülki idare anlayışında ciddi bir değişim yaşandığını ve devletin ‘uzaktaki’ olmaktan çıkarak bir ‘yakın çevre’ kavramına dönüştüğünü söylüyor. Yönetimin paylaşılması gereken bir olgu olduğuna dikkati çekerek, yönetimi üstlenen birimler ve yetkililerin, artık kendileri için belirlenen görev tanımları ve sınırlar içerisinde kalamayacakları tespitini yapıyor. Gelinen noktada yönetimin diğer kamusal ve sivil aktörlerle paylaşılması gerekiyor. Saran bu değişimi, “Yaşadığınız yere rağmen, onu dikkate almayan bir politika geliştirip uygulayamazsınız demektir bu.” cümlesiyle tanımlıyor. Ulvi Saran ortaya koyduğu teorinin altını doldurmak için özel bir çaba sarf ediyor.
 
Malatya’ya atanır atanmaz ilk iş olarak Cumhuriyet Bayramı kutlamalarını protokol anlayışından çıkararak halka indirmiş. Bayram resepsiyonunu daha büyük bir mekânda gerçekleştirerek halkın katılımına açmış. Vali Saran, bugüne kadar yönetici elitle sınırlı kalan Cumhuriyet kutlamalarına halkın katılımını, devlet - vatandaş yakınlaşması adına çok önemli buluyor. Meslektaşlarının, çevrelerine duvar örerek katı kalıplar içinde çalışmasına karşı çıkarak, çalışılan bölgenin geleneklerine ve hassasiyetlerine dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor. Saran, konu hakkındaki sözlerini çarpıcı bir tespitle bitiriyor: “Halkla idareci arasındaki mesafe ne kadar azalırsa yönetimde de o kadar adalet olur.”
 
VALİ CELALETTİN GÜVENÇ
 
Manisa Valisi Celalettin Güvenç’in mesleki kariyeri Ulvi Saran’ınkiyle benzerlik gösteriyor. Kaymakamlık deneyiminden sonra Ankara’da mülkiye müfettişliği yapan Güvenç, Erzurum Valiliği’ne atanmadan önce Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın danışmanlığını yapmış. Valilikte ikinci görev yerinde bulunan Güvenç, bürokratik yönetim anlayışındaki değişimi dünyanın değişimiyle ilişkilendiriyor. İnsan haklarının zirve yaptığı ve bireyin ön plana çıktığı bir süreçten Türkiye’nin kendini soyutlamasının mümkün olmadığını vurgulayarak “Zaten bizim kültürümüzde merkezde insan vardır; öyle bir bürokratik gelenek oluşmuş ki, bürokrat ulaşılamayan, astlarına ve vatandaşa çok mesafeli, insan içine çıkmayan bir kişiliğe dönüşmüş. Bunun artık değişmesi gerekiyordu.” diyor. Vali Güvenç insan içine çıkma meselesini radikal biçimde yaşayan bir bürokrat. Vali Bey haftanın belirli günleri mesai sonrası, gençlerle çim sahada maç yapıyor. Başkalarına tuhaf gelse de, Manisalılar için artık Vali Bey’le maç yapmak rutin bir durum. Elbette bu maçların başlangıcı, devre araları ve maç sonraları Vali’ye dert anlatmak için epey fırsat veriyor insanlara! Aslında Vali’nin maç görüntüsü, bazen büyük projeler yerine küçük adımların bile, yönetim anlayışında ne gibi değişimlere zemin hazırlayabileceğini ortaya koymaya yetiyor.

YASAKLAYARAK SORUN ÇÖZME  DÖNEMİ BİTTİ

VALİ MÜNİR KARALOĞLU
 
Van Valisi Münir Karaloğlu, ilk valilik deneyimini yaşayan bir bürokrat. Uzun yıllar kaymakamlık yaptıktan sonra, geçen dönem Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreterliği görevinde bulunmuş. Mülki idaredeki değişimle ilgili onun yaklaşımı ise bu sürecin geç bile kaldığı yönünde. Türkiye’nin ceberut devletten hoşgörülü devlet anlayışına geçmesi gerektiğini belirterek mülki idaredeki anlayışın da bu doğrultuda değişmeye başladığı tespitini yapıyor. Karaloğlu’na göre artık vatandaşı hizaya sokmaya çalışan bir bürokratik zihniyetin sürdürülebilmesi mümkün değil: “Eskiden bir yerde sorun varsa yasak koyardınız ve çözerdiniz, artık böyle değil. Bürokrasiye, ülkeme bir şeyler katmalıyım ve ben sadece emanetçiyim anlayışı ile bakanlar, farklı yönetim anlayışı da ortaya koyacaktır.”
 
VALİ HASAN DURER
 
Avcılar Kaymakamlığı’ndan sonra Mardin Valiliği’ne atanan Hasan Duruer de bürokrasideki değişim noktasında benzer tespitler yapıyor. Duruer’e göre, halkın içinden geldiğini idrak eden, halka hizmeti hakka hizmet olarak gören valiler bu anlayışı değiştiriyor. Vali portreleri değişince özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da devlete bakış açısı da değişmeye başlıyor. Duruer, gerektiğinde insanların taziyesine giden, onlarla beraber cuma namazı kılan, halkın içinde bulunmayı seven valilerin sayısındaki hissedilir artışın, halkla devleti birbirine yakınlaştırdığını söylüyor.

Hasan Duruer, ilk valilik tecrübesini yaşadığı Mardin’de farkını hemen hissettiren bir isim. Hükûmetin demokratik açılımına, öncülüğünü yaptığı kültür açılımı ile destek veren Duruer, bölgedeki dokuz valiyle birlikte adı hep terörle anılan Güneydoğu’yu kültür ve sanat merkezi yapmak için harekete geçti. GAP Kültür Birliği’nin başkanlığını yürüten Duruer, Mardin’in binlerce yıllık etkileyici tarihî mirasını turizme kazandırmak ve kenti dış dünyaya açmak için de önemli projeler geliştiriyor. Eski Mardin’i yeniden eski kimliğine kavuşturmak için yapılan restorasyon çalışmaları daha şimdiden meyvelerini vermeye başlamış. Çarpık yapılaşma içinde kaybolup giden Mardin, şimdi yapılan çalışmalarla Güneydoğu’nun kültür ve turizm başkenti olmaya hazırlanıyor.

VALİ MUAMMER TÜRKER
 
Yeni nesil valiler içinde en dikkat çekici isimlerin başında Hakkâri Valisi Muammer Türker geliyor. O, Hakkâri’nin alışık olduğu bir bürokrat tipi değil! Kaymakam kökenli ancak uzun yıllar Ankara bürokrasisinde çalışmış. Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Koordinasyon Dairesi Başkanlığı, Ulaştırma Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı ve son olarak Başbakanlık Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü görevinden sonra Hakkâri Valiliği’ne atanmış.

Sürekli halkın içinde olmaya çalışan Türker, başlangıçta insanları epey şaşırtmış. Yaptığı sürpriz ev ziyaretleri, farklı camilerde kıldığı cuma namazları, rutinleşen esnaf ve kahvehane ziyaretlerine zamanla alışmış insanlar. Hatta bu anlayışı o kadar benimsemişler ki, tayin söylentileri çıktığında halk valiye sahip çıkmış. Gitmemesi için kepenk kapatma eylemi bile yapmışlar. Valinin göreve gelir gelmez BDP’li belediye başkanlarına yaptığı ziyaretler ve hükûmet projelerinde onları muhatap alması basında haber olmuş.

Bütün bunlara bakıldığında ortaya çıkan tablo çok net aslında. Hakkâri’nin her anlamda hizmete ve projelere ihtiyacı var ama genç bürokratın en önemli icraatları; Van’a kadar gidecek duble yol, Yüksekova’ya havaalanı veya yeni kurulan üniversitenin geliştirilmesi değil. Bunlar elbette şehrin makûs talihini değiştirebilecek çapta işler ama onun en önemli icraatı, insanların kalplerini kazanması, yıllardır mülki amirlerin dışladığı BDP’li belediyeleri muhatap alıp onları icraatlarına ortak etmesi ve şehirdeki çok sorunlu devlet algısını yeniden düşündürmeye başlaması…

Muammer Türker, bürokratik yaklaşımını, “Ben devletin gücünün, güçlü fert ve vatandaştan geçtiğine inanırım. Biz birey üzerine politikalarımızı oluşturursak, bu bizi daha güçlü bir devlete götürür. Fert eksenli yaklaşım dinimizde de var, demokraside de var. Ancak zamanla her ikisini kaybettik. Böyle bir eksen sapması oldu.” sözleriyle açıklıyor. Vali Türker’e göre, bürokrat vatandaşı merkeze koyarsa birçok sorunu daha kolay çözebilir. Uzun sözün kısası, devleti merkeze koyarsanız vatandaşı ihmal etme riskiniz var; ama vatandaşı merkeze koyarsanız devletin bekası zaten ondan geliyor.

VALİ CENGİZ AYDOĞDU
 
Kırklareli Valisi Cengiz Aydoğdu, Türker gibi kaymakamlık ve Ankara bürokrasisinden gelen bir isim. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nden sonra Artvin Valiliği’ne atanan Aydoğdu, bu şehre kazandırdığı ‘göğe komşu topraklar’ sıfatıyla dikkati çekmişti. Artvin için hazırlanan tanıtım filminin senaryosunu yazacak ve şiir kitapları çıkaracak kadar edebiyata hâkim bir bürokrat Aydoğdu. O da, meslektaşları gibi mülki idare anlayışındaki değişimi kabul etmekle birlikte, yeterli bulmuyor. Bugünkü valilerin önemli bölümünün yüksek tahsilini 80’li yıllarda yaptığını hatırlatarak, bütün sıkıntılarına rağmen o dönemin ülkemiz açısından en sahih gelecek tasavvurlarının tartışıldığı yıllar olduğunun altını çiziyor. Aydoğdu’ya göre bugün görevdeki vali nesli, hem teorik hem de pratik açıdan feleğin çemberinden geçmiş insanlar. Böyle bir neslin, şimdikinden daha büyük bir değişimin taşıyıcısı olması gerektiğini vurgulayarak “Ben o neslin daha büyük bir değişimin taşıyıcısı olmasını umardım ve hâlen de umuyorum. Ciddi bir değişim var doğru; ama benim kanaatim, yaşadıklarımızın ağırlığınca bir değişim değil ve olması gerekenin çok altında.” yorumunu yapıyor.
 
Türkiye’de valilik denince akla ilk gelen isim kuşkusuz rahmetli Recep Yazıcıoğlu. Nevzat Tandoğan ne kadar halka tepeden bakmanın sembolüyse, o da uygulamalarıyla, halkla kaynaşmanın bürokratik sembolü hâline gelmişti. Trafik kazasında kaybettiğimiz efsane vali, farklı yönetim anlayışı ve halka yakınlığıyla gönüllerde yer etmişti. Günümüzde, fazla gündeme gelmese de, onun yönetim anlayışına yakın, yaptıklarıyla insanların kalbini kazanan birçok vali var. Valinin tarafsızlığı Türkiye’de çok tartışmalı bir konu olduğundan, mülki amirler medyada fazla görünmeyi tercih etmiyor. Fikir açıklamanın ve bir konuda görüş beyan etmenin, tarafsızlığı zedelediği, valiyi siyasi bir kişilik hâline getirdiği eleştirileri yapılıyor. Bu noktada valilerin görev tanımı gündeme geliyor. Sahi, valiler farklı konularda veya memleket meseleleri hakkında kişisel görüş beyan edemez mi? Bu sorunun cevabını yine işin muhataplarından almak gerekiyor. Valilik, istisnai bir görev. Büyükelçi, müsteşar ve valiler devleti temsil eden istisnai kamu görevlileri. Bu açıdan öncelikle mülki amirlerin valilik müessesesine yaklaşımlarını, devamında ise valilerin tarafsızlığı meselesini ele almak gerekiyor…

HÜKÛMET NE KADAR TARAFSIZSA VALİ DE O KADAR TARAFSIZDIR!

Kırklareli Valisi Cengiz Aydoğdu’ya işinin en ağır gelen yönü, vatandaşın zihninde vali imajını hak edip etmediği konusunda hissettiği sorumluluk. Aydoğdu, vatandaşın pek çok kamu görevlisinden esirgediği itibarı valiye gösterdiğine işaret ederek hissiyatını paylaşıyor: “Valiliği havasıyla, imkânlarıyla ve atmosferiyle benimsemek istemiyorum. Asıl olan sade vatandaşlıktır ve ben de öyleyim.” Valilerin tarafsızlığı meselesine gelince, Aydoğdu Türkiye’de tarafsızlık kavramının bilinmediğini vurguluyor. Esasında valiler illerde hükûmetin projelerini uygulamakla görevli. Başbakan ve bütün bakanların illerdeki temsilcisi yine valiler. Aydoğdu, valinin tarafsızlığı meselesini, “Hükûmet ne kadar tarafsız ise vali de o kadar tarafsızdır.” tespitiyle anlatıyor. Bu sözünün gürültü çıkarabileceğini kabul ediyor ancak mülki amir - hükûmet ilişkisindeki ince noktanın da anlaşılmasını istiyor. Valinin hükûmetin fikirlerini savunmak gibi bir görevi olmamakla birlikte, hükûmetin ildeki programını uygularken, hükûmetin bütçesini savunmak ve uygulamak gibi bir görevi olduğunun altını çiziyor. Aydoğdu’ya göre vali, başbakan adına iş yapar ve bu tarafsızlığın ihlali değildir.

Hasan Duruer ise valiliği tamamen bir ‘hizmet makamı’ olarak algılıyor. İnsana hizmet yoksa kendisi için makamın önemi olmadığının altını çiziyor. Tarafsızlık noktasında ise, “Önemli olan valinin adil olmasıdır.” diyor. Duruer, valilerin özelliğini Ahmet Cevdet Paşa’nın bir sözüyle açıklıyor: ‘Malumatı kâfi, dirayeti zati olmalı.’ Yani her konuda malumat sahibi olmalı; ama dirayeti de yeterli olmalı. Hakkâri Valisi Muammer Türker, valilerin hükûmet politikalarını benimsememe ve uygulamama lüksü olmadığını belirterek, bu durumun valileri ideolojik hâle getirmeyeceğini vurguluyor. Aslında il idaresi kanununda valiler için ‘hükûmetin idari ve siyasi yürütme organıdır’ tanımı yapılıyor. Yani kanun bir bakıma valiye politik bir rol de biçiyor. Türker, “Görevinizi yaparken basınla ilişki kurmadan, açıklama yapmadan olmuyor. Mesela bu bölgede vali olup ‘açılımla alakam yok’ deme şansınız yok.” diyor.

Münir Karaloğlu da yönetimde adalet kavramını öne çıkaran valilerden. “1 milyon Vanlının tamamı benim adaletime güvenmeli, burada yaşayan halkın bir kısmını temsil etmezsem Van Valisi olamam.” diyen Karaloğlu, siyasi mesaj vermediğini; fakat kentin problemleriyle ilgili görüşlerini her zaman kamuoyu ile paylaşabileceğini belirtiyor. Buna rağmen sözlerinden dolayı tepki aldığını söylüyor. Hatta beyanatlarından dolayı Ankara ile sıkıntıya düşmüş. İldeki bir devlet birimiyle ilgili eleştiri yaptığında Ankara’daki bürokrasiden uyarı almış. Kurumlarla ilgili beyanat vermesi yadırganmış. Karaloğlu, “Ben bunu konuşmadan, meselenin kamuoyunu oluşturmadan, sorunu nasıl çözeceğiz? Vali de olsak problemleri çok açık yüreklilikle ve çözüm odaklı olarak konuşabilmeliyiz.” diyor.

Malatya Valisi Ulvi Saran valiliği, ‘hükûmetin kendi programını uygulama noktasında en fazla itimat edeceği pozisyonlar’ diye nitelendiriyor; ancak bu durumun onların siyasi görev yaptığı anlamına gelmeyeceğinin altını çiziyor. Diğer yandan, valinin en azından bulunduğu görev çevresinde siyasi odaklarla iç içe olması ve toplum sorunlarıyla doğrudan ilgili olması, yapılan görevin siyasi olduğu yorumlarına yol açıyor. Fakat bu, valinin siyasi söylemlere katılması ve siyasi tercihlerde bulunabileceği anlamına gelmiyor. Saran, “Bir yandan hükûmeti temsil ederken bir yandan dar politik anlayışları terk etmek durumundasınız. Siyasi partinin uzantısı gibi hareket etmek doğru değildir. Hükûmetin programını uygulamak, hizmeti bütün vatandaşlara eşit şekilde götürmek demektir, partizanlık değildir.” değerlendirmesini yapıyor.

HÜKÛMETİN POLİTİKALARINA İNANMIYORSAM GÖREVİ BIRAKIRIM!

Valilerin görev tanımıyla ilgili en ilginç çerçeveyi Manisa Valisi Celalettin Güvenç çiziyor. Yaptığı işin temelini, ‘vatandaşa valinin orada kendisi için bulunduğunu hissettirmek’ diye açıklayan Güvenç, insanların devleti sahiplenmesi ve devletin de halk için var olduğunu bilip ona göre çalışmasının birçok sorunu çözeceğine inanıyor. Vali Güvenç’in bir de iddiası var; günümüzdeki valilerin, hiçbir dönemde olmadığı kadar hukuka bağlı, partizanlıktan uzak ve liyakat esaslı çalıştığını savunuyor. Buna karşılık, hükûmetin politikalarına inanmayan bir bürokratın aktif valilik yapmaması gerektiğine inanıyor. “Çünkü o hükûmetin projelerinin illerdeki tek uygulayıcısı sizsiniz. Ben hükûmetin politikalarına inanmıyorsam, ilgili bakanın politikasına inanmıyorsam bu görevi yapmam. Hükûmetin politikalarını ülke için faydalı bulmuyorsam yapacağım iş, affımı isteyip merkeze gitmektir. Bu asla partizanlık değildir.” Bu yaklaşımının radikal olduğunu da düşünmüyor Güvenç ve ekliyor: “Hükûmet gitmeyeceğine göre sen gideceksin. Sonuçta valilik zorunlu değil, istisnai bir görevdir.”

Yeni dönemdeki valilerin ortak yaklaşımlarından biri de, Türkiye’deki sorunlu hiyerarşik düzenin göstergesi hâline gelen ‘evet efendimci’ anlayışa tamamen karşı olmaları. Bizim gibi devlet otoritesine saygıda kusur edilmeyen ve üstleriyle iyi geçinmenin işinde yükselmenin garantisi hâline getirildiği ülkelerde, bu yöntem hem yöneten hem de yönetilen tarafından benimsenmiştir. Oysa günümüzdeki idareciler olaya farklı bakıyor. Cengiz Aydoğdu, valiye ilde altlarından itiraz gelmesinin zor olduğunu kabul ederek, konuyla ilgili âdeta idarecilik dersi veriyor: “Bir söz var, ‘önce kusurları yaratılmış sonra insan’ diye. O bakımdan biz kusurlardan ibaretiz ve yanılırız. Aldığımız kararları ne kadar çok kişiyle paylaşırsanız o kadar az yanılırsınız. Bu açıdan valilik müessesesi, siz o rüzgâra kapıldıysanız, çevrenizde bir sürü insan, özel kalemler, polisler, sekreterler… Bunlar insanı yoldan çıkarabilir. Bunlar caka satılacak, hava atılacak şeyler değil; hesabı verilecek konulardır.” Hasan Duruer de bürokrasideki ‘evet efendimci’ yapıyı ciddi problem olarak gören valilerden. Duruer, konu hakkındaki yaklaşımını, “Bizim vazifemiz sadece buyurmak değildir. Herkes bana ‘evet efendim’ diyorsa rahatsız olurum ve bu benim için bir dezavantajdır.” sözleriyle anlatıyor.

Sonuçta yeni nesil valiler, kamu yönetiminde ve mülki idare anlayışında ciddi bir değişim ve dönüşüm sürecinin en önemli aktörleri konumunda. Onların yönetim anlayışı, Türkiye’nin yeni bir döneme girdiğinin en somut göstergesi. Yeni nesil valiler aynı zamanda ‘büyük devlet’ vizyonunun altını doldurmaya çalışan isimler. Çünkü nereden bakarsanız bakın, halkını kazanamayan bir devletin, dışarıda saygınlık ve itibarını yükseltmesi mümkün olmuyor.

Demokratik açılımda vali faktörü

Doğu ve Güneydoğu’da bugünlerin en önemli gündem maddesi kuşkusuz demokratik açılım. Medya olayı genellikle makro düzeyde ve hükûmet açısından yansıtsa da, vatandaşın hayatına doğrudan temas edebilen valiler, bu sürecin merkezinde yer alıyor. Hükûmetin son dönemde bölge illerine atadığı valiler, demokratik açılıma inanmış, yıllanmış sorunlara çözüm üretmek isteyen ve Güneydoğu’da halk ile devlet arasındaki kopukluğu büyük ölçüde giderebilecek isimler.

Sürecin en fazla hissedildiği şehirlerin başında Hakkâri geliyor. Yıllardır Hakkâri denince akla hep güvenlik gelmiş. Hâlen de bu durumun değiştiği söylenemez. Buna rağmen artık hayat değişiyor. Vali Muammer Türker’e göre, demokratik açılım en fazla burada hissediliyor ve bir kırılma yaşanıyor. Kendisi bu sürece tanıklık etmeyi, ‘tarihe tanıklık etmek’ olarak değerlendiriyor. Açılım sürecinin Hakkâri ve çevresinde büyük bir heyecana sebep olduğu tespitini yapan Türker, şehirdeki en büyük ihtiyacın ‘normalleşme’ olduğunun altını çiziyor. Öyle ya, valinin BDP’li bir başkanı ziyaret etmesinin bile olay olduğu bir yer burası. Onun tespitlerine göre, 30 yıldır olağanlaşamayan hayat, sorunları daha da içinden çıkılmaz hâle getirmiş. Görünen o ki, Hakkâri’de açılım, hayatı biraz normalleştirmekle başlıyor. Vali de zaten bu sürece katkı sağlamaya çalışıyor.

Vali Türker’in, bir yıldır görev yaptığı bölgeyle ilgili ilginç tespitleri var. İldeki bazı düğünlerde terör örgütünü öven marşlar çalındığını belirterek şöyle diyor: “Oysa düğünler en sivil ortamlardır ve her kesimin katılımına açık olması sıradan bir durumdur. Depolitizasyon ne kadar kötüyse bu denli politikleşmek de o kadar kötü aslında; ama son 30 yılın ortaya çıkardığı sonuç bu. Çocuk bile sizinle konuşurken politik mesaj vermeye çalışıyor.” Onun şehri normalleştirme çabaları meyvelerini de vermeye başlamış aslında. Şu ana kadar en müspet geri dönüşleri, kapatılan DTP’li belediyelerden almış. Hedefi, belediyeler noktasında sağlanan normalleşmeyi şimdi halka indirmek. Bunun için de demokratik açılımın büyük önemi var. Vali Türker bölgede umut çıtasının çok yükseldiğine işaret ediyor. Vatandaşın açılıma olan ihtiyacı kendi hayatında hissettiğini anlatıyor: “Çok kaybetmiş bir yer burası. Bu bakımdan çözüm adımları çok fazla beklenti oluşturuyor. Madem umut bu kadar yükseldi. İnsan fıtratı kötü durumdan iyi duruma çabuk geçiyor. Bizim bu umut çıtasını yere düşürmememiz lazım. İnsanlar âdeta geri dönülmez şekilde çözüme odaklanmış durumda. Burada en temel beklenti terörün bitmesi, aş ve iş sıkıntılarının azalması. Elbette kimlikle ilgili beklentiler de var ama diğerleri daha öncelikli.”

 Van Valisi Münir Karaloğlu da açılım sürecinin odağındaki bürokratlardan. O, sürecin önemini vurgulamakla birlikte, kendi tavrının açılım olmasa bile değişmeyeceğinin altını çiziyor. Vali olarak millet fertlerini her zaman hoş tutacağını, onların kültürüne, diline ve yaşam biçimine saygı duyacağını vurguluyor. Demokratik açılım süreciyle birlikte Van’da ciddi bir heyecan ve beklenti oluştuğunu belirten Karaloğlu, “İnsanlar artık terörle anılmaktan, terör bölgesi olarak bilinmekten bıkmış ve bezmiş. Vatandaş daha huzurlu, daha mutlu bir toplumda yaşamak istiyor. Burada yaşayan insanlar demokratik açılımla ilgili çok heyecanlı ve bu heyecanı boşa çıkarmamak lazım.” diyor.

Münir Karaloğlu, birçok açıdan farklı bir vali portresi çiziyor. Göreve başlayalı henüz bir yıl bile olmamasına rağmen halk tarafından çok sevilmiş. Bunda elbette onun kamuoyuna fazla yansımayan ancak doğrudan insanların hayatına değen uygulamalarının önemli payı var. Mesela geçen ramazan ayında 30 iftarın 23’ünü fakir ailelerin evinde açmış. Eşiyle birlikte ziyaret ettiği ailelerin sofrasını paylaşması insanları çok etkilemiş. İşin daha ilginci, ramazan ayında birlikte iftar yaptığı ailelerin çocuklarını da bayram sabahı vali konağında kahvaltıda ağırlamış. Vali Karaloğlu, görevini yaparken halkı da kazanmanın önemine inanıyor ve halkın desteğini almayan icraatların kalıcı olamayacağını düşünüyor. Basında sürekli ‘taş atan çocuklar’ diye anılan çocukların evinde misafir olan ve onlara evini açan bir Vali, elbette hem Van için hem de bürokrasideki yeni nesil için çok şey ifade ediyor.

Malatya Valisi Doç. Dr. Ulvi Saran: Bürokrasi her zaman değişime direnir

-Kamu yönetimini inceleyen makaleleriniz var. Bunun yanında uygulamanın da içindesiniz. Neden kamu görevini inceleme ihtiyacı hissettiniz?

Pratik ile teori her zaman birbirini bulan şeyler değil. Kamu yönetimini incelemek işin teorik kısmı. Bu işin sadece pratiği ile ilgilenseniz bile, bu alandaki uygulamalarınıza teorik bir arka plandan bakmak durumundasınız.

-İncelemelerinizde bürokrasiye dair temel tespitleriniz neler oldu?

Gerçekten güçlü bir devlet geleneğimiz var. İçinde bulunduğumuz kültür ve medeniyet havzasında, Osmanlı ve Selçuklu medeniyetlerinin devlet geleneğinin Cumhuriyet’e tevarüs etmesi söz konusu. Bugüne geldiğimizde, tarihten gelen yapıların ve bürokratik modellerin, Batı kaynaklı birtakım yeni modellerle desteklendiğini görüyoruz. Bu güçlü devlet geleneği içinde, özellikle idari yapıda zaman zaman farklı tercihler yapıldı. Eyalet sisteminden valilik sistemine geçiş gibi. Türkiye’de merkezî yönetimin şekillenmesi, bürokratik Weberyan yapıya göre oluştu. Bürokratik mekanizmanın temel işlevi toplumun merkezden taşraya doğru yönetilmesi, toplumun genel gidişatı ve durumunun gözetimi olarak ortaya konuluyor. 5442 sayılı il idaresi kanununda, valinin görevi ilin genel idare ve gidişatını düzenlemek olarak tanımlanıyor. İster istemez güçlü bir yerel idare geleneğinin oluşmadığı toplumlarda merkezî idarenin rolü ve önemi daha çok vurgulanmış oluyor.

-Türkiye’de güçlü bir devlet geleneği var ama aynı şekilde güçlü bir yerel yönetim geleneğinden söz edilebilir mi?

Yerel yönetimlerin bizde çok geçmişi yok. Son 50 yıl içinde ön plana çıktılar. O zamana kadar Türkiye, mülki idare sistemi ile idare edildi. Günümüzde ise toplumun yönetiminde yerel yönetimlerin demokratik mekanizmalarla rol üstlenmesi gündeme geldi ve bu giderek daha fazla kabul görüyor. Bizde valilik sistemi, merkezî devlet işlevlerinin taşrada kontrol ve dağıtım mekanizması olarak başladı ama şimdi giderek yerel yönetimler ve belediyeler daha fazla kaynak kullanır hâle geldi. Halkın gündelik hayatına hitap eden konularda yerel odaklı bir değişim var. Ama burada önemli olan devlet denince neyin akla geldiğidir. Batı’da devlet denince akla hemen birtakım hizmetleri insanların ayağına getiren aygıt gelir. Temizlik, ulaşım, iletişim, altyapı ve güvenlik gibi. Bizde devlet denince akla merkezî idare gelir. İnsanların kafalarında ulaşılmaz bir güç olarak canlandırdığı, pek ulaşamadığı ve pek de tarif edemediği ama saygı gösterdiği bir güç. Son yıllarda ülkemizde de Batı’daki devlet anlayışı yerleşmeye başladı.

-Türkiye’de neden hep bir bürokratik oligarşiden bahsediliyor?

Bürokrasi aslında canlı bir organizma gibi. Hayatını sürdürmek için refleksleri olan, şartlara göre kendini geliştiren, kendine karşı girişimlere cevap veren âdeta canlı bir yapı. Bürokratik yapı aslında esaslı bir kuruluş ve işleyiş düzenine sahip bir varlık. Bazı toplumlarda bu çok etkili ve güçlü olabiliyor. Türkiye gibi hızlı bir değişim sürecinden geçen ülkelerde bürokrasi denetleyici ve dönüştürücü bir rol üstlenmiş. Malum Türkiye’de Cumhuriyet’le yaşanan hızlı modernleşme sürecinde bürokrasi toplumu dönüştürmede pratik bir aygıt olarak işlev gördü. Zaten güçlü bir yerel yönetim geleneği olmadığı için merkez adına toplumda kamu hayatını düzenleme gibi bir işlevi oldu. Oligarşi ise bu bürokratik güç yapılanmasının bir ifade biçimi. Bunun çeşitli yansımaları var. Tek bir bürokratik yapıdan söz edemiyoruz. Askerî ve sivil bürokrasi var, akademik bürokrasi var. Yargı bürokrasisi var. Bütün bunlar Türkiye’de aslında kendi kendilerini var eden, ana idarenin zaman zaman dışına çıkan, kendi varlıklarını korumak için kendilerini yeni ifade biçimleri bulan, ellerindeki avantajlarını kaybetmemek için yeni yollara başvuran canlı bir organizma gibi görmeliyiz.

Kırklareli Valisi Cengiz Aydoğdu: Atanmışlarda demokrasi tartışması olmaz

-Hem merkezde hem de taşrada ciddi deneyimi olan bir bürokratsınız. Size göre merkez ile taşrada olma arasında ne gibi farklar var?

Bu sorunun cevabı bürokratın şahsi donanımına göre değişir. Eğitim sistemi bizi belli standartta yetiştirmiyor. Ben Mülkiye mezunuyum ama bir Mülkiyelide ortalama şu özellikler vardır diyemiyoruz. Kişisel gayretle kendini yetiştirmiş insanlar öne çıkıyor, diğerleri çıtanın çok altında. Bizim mesleğimizin bir farkı var, kaymakamlık mesleğine girişte İçişleri Bakanlığı 3,5 yılda kaymakamları yetiştiriyor. İyi bir staj programı var. Bu bir standart veriyor. Türkiye’de devletin işleyişini bilme açısından en avantajlı meslek bizimki. 10 yıllık kaymakamlıktan sonra merkez görevine gelebiliyoruz. Merkezi görüyoruz. Böylelikle devleti en iyi bilen kişiler oluyoruz. Bu devletin diğer birimlerine de teşmil edilebilir. Bazı bürokratlar hiç taşra görmeden emekli olabiliyor. Taşrayı görmek büyük bir avantajdır. Bu anglo-sakson siteminde de vardır. Taşrada çalışan kişi için merkez biraz efsanevidir ancak merkezde görev yapınca öyle olmadığı görülür.

Merkezdeki daire başkanları ve daha üst düzey yöneticiler efsanelerle bilinir. Merkezin aslında taşraya ne kadar muhtaç olduğunu merkezde görürürsünüz. Kilit yerin taşra olduğunu görürürsünüz. Merkez taşradan ne kadar haberdar ne kadar değil onu görürsünüz. Taşranın taleplerinin merkeze nasıl değişime uğrayarak yansıdığını görürsünüz. Bizde devlet teşkilatında merkez-taşra rotasyonunun mecburi hâle gelmesi her alanda büyük bir kazanç. Mülki idare amirleri bu açıdan devletin her biriminde çok başarılı oluyor. Bunu ben İçişleri Bakanlığı’nın kaymakamları yetiştirme disiplinine ve bu çalışma tarzına bağlıyorum. Üst seviye bürokratın eğitiminde bu model önemli.

-Valilik mesleğinin belki bir şanssızlığı da atanmış yönetici olması ve bu yüzden antidemokratik yapının uzantısı gibi görülmesi. Sizin mesleğinizde atanmışlık yani halka karşı sorumsuzluk, mesleki idealizmi öldüren bir durum mudur?

Bu meseleyi kendi aramızda çok tartışırız. Bürokraside çok konuşulan bir konudur. Atanmışlık antidemokratik bir unsur değildir. Bu tartışmaya bile konu olmaz. Devlet cihazı vardır ve onun işlemesi için atanmış memurlar kullanılır. Demokratik mi değil mi, diye irdelenecek konu, atanmışların yaptığı işe karar veren mekanizmanın nasıl seçildiğidir. O da seçimle geliyor. Bunu tartışmamak lazım. Seçimle gelen siyasetçi kamu hizmetini yürütmek için teknisyen kullanır, onlar da atamayla gelir. Esas olan onları atayan iradedir. Onlar seçimle geliyorsa, demokratik yoldan geliyorsa orada bir demokrasi tartışması yapılmaz.

Bunu bir demokrasi değil devlet sorunu olarak görüyorum. Bir yerde bu tartışma varsa orada devletin işlemesi ile ilgili bir sorun vardır. Bu bir demokrasi değil devlet sorunudur.

-Peki, bu devlet sorununun mülki amire etkileri nedir?

Burada esas olan, sizdeki ve sistemdeki hâkim fikrin ne olduğudur. Bir şeyin iklimi ve atmosferi nedir? Bu çok önemli. İdarecilerin kararlarında, ülkedeki hâkim atmosfer etkilidir. Başkentte demokratik bir hava hâkimse o idareciye yansır. Necip Fazıl müdîr fikir derdi yani idare eden fikir. O nasılsa aşağıya da öyle yansır. Yukarısı antidemokratikse, o da öyle yansır. Bütün bu konuştuğumuz konuların öznesi insandır. Türkiye’nin bütün problemlerini önceleyen bir sorunu vardır, o da bütün kamu personelinin niteliğidir. Bu konuya Türkiye süratle eğilmek zorunda. Üst seviye bürokrat eğitimi veren bir kurum kurmamız lazım. Dünyada her devlet birinci sınıf evlatlarını baştan alıp eğitiyor. Bizim de bunu yapmamız lazım. Kamu personelinin niteliği meselesi en baştan başlatılmalı.

-Şu anda memleketteki müdîr fikir nedir?

Demokrasi...
 
 
 
 
Amirler.NET - İDARE'NİN NET SESİ

4464 defa okundu...
mesut kahraman       Malatya Valisi Hakkında   18 Şubat 2010 Perşembe 11:32
Malatyada çalışan arkadaşlardan duydum ve sevindim: Vali bey Ak Partiden aday bile olmuş ama bürokratlara vb. herkes adalaetli davransın şeklinde sistemini kurmuş. Gerçekten kutlamak lazım. Hükümete yakın olmak demek ki adaletli olmayı engellemiyor. Ayrıca: seçilmişler kendi yetkilerini illerde aşıyorlar ama atanmışlara bakınca pasif durup yetkilerini siyasilere bırakıyorlar. atanmışlar da yetkilerini öncelikle valiler kullanmalı.
princo disc       olağanüstü bilmemişlik   18 Şubat 2010 Perşembe 00:54
bu marjinal dergi bilmeden fikir beyan etmiş!klasik doğu toplumu hastalığı!ama bu sözkonusu valilerin de sevilmeleri ve başarılı olmaları gerçeğini engellemez.fakat sorun şu ki genelde bu dergi zannediyor ki dünya ak parti iktidara gelince yaratıldı:)))buna inanmışlar:)))
metin sahin       bence   17 Şubat 2010 Çarşamba 19:27
dürğüst çalışamn her mülki idare amiri olagaüstüdür.Site biraz daha gemniş olmalı ve eleştirilere yer vermekli.Düşünceler sahiplerimne aittir.Böyle giderse bir daha görüş bildirmeyecegim.
ali bezirgan       aksiyon haber   17 Şubat 2010 Çarşamba 17:13
halen görevde olan valiler içerisinden birkaçını önplana çıkarıp digerlerini sanki halka yakın bir yönetim anlayışı sergilemiyor gibi göstermek aksiyon ca bir haber olarak degerlendiriyorum.bu yönetim anlayışı bu mülki idare amirleriyle başlamamıştır.taşrada bütün ömrünü halka hizmet için harcayan halen çalışan veya emekli olan bütün mülki idare amirlerine hakarettir.daha fazla yazmak isterdim ama zaten ne demek istedigimi okuyan anlayıp degerlendirme kapasitesine sahiptir.valilerin çeşitli konulardaki fikirlerin den de aksiyon dergisinin bunları seçmesini dogal karşılıyor onlara bu yolda başarı diliyorum.
Hüseyin Yavuzdemir       Valilerin performansı Aksiyon Dergisine mi kalmış?   17 Şubat 2010 Çarşamba 15:08
Türkiyenin 81 ili mevcut ve her il de bir vali şu anda görev yapıyor.Valiler de Hükumet tarafından atanıyor. Yani şu an görev yapan valiler bu görevlerine Hükumet tarafından atanmışlar ve uyum içinde çalışıyorlar.Hükumet zaten performansını begenmediği valiyi görevden alır. Aksiyon dergisi ortaya çıkarak birkaç valiyi başarılı, halk adamı diye öne çıkarması doğru bir davranış değildir, görevde olan diğer valilere haksızlık yapılmış olmaktadır. Valilerin performansını ölçmek görevi acaba Hükumet tarafından Aksiyon dergisine mi verilmiştir? Böyle bir şey olacağını zannetmiyorum. Türkiyenin 81 ilinde görev yapan her meslektaşımız görevde olduğuna göre başarılıdır ve hepsini kutluyor, başarılarının devamını diliyorum.
Anadolu       KLASİK HASTALIIK   17 Şubat 2010 Çarşamba 14:16
Mülki İdaredeki klasik hastalık, önce çıkanları kıskanma şeklinde tezahür ediyor ne yazıkki.. Sayin Valilere Başarılar diliyorum.. iyiki öne çıkmışlar Türkiye Onların ve onlar gibilerin vesilesi ile Valilik mesleğini konuşuyor...
farklı yorum       başka bakış   17 Şubat 2010 Çarşamba 10:13
vali yorumu ve yaptıkları hakkında değerlendirme kişinin gözlüğü ile alakalı,bu vali yorumlamaları valilerin sergiledikleri samimi olmayan rolleri karşısında yapılmışsa ve dergi bunu anlayamamışsa birileri kisir kisir gülüyordur
Yeni Nesil Valiler       Çalışmak da keyifli   17 Şubat 2010 Çarşamba 09:34
Yeni nesil valilerle çalışmak da keyfli..
kısa alanda dar paslaşmalar..       işte böyledir dünyanın düzeni   17 Şubat 2010 Çarşamba 02:35
sen beni hoş tut ki bende seni seçeyim hemde seçilmiş kişi olarak..acaba diğer valiler seçilmemişmi seçilmemişse niye seçilmemiş?çok çok merak ettim.fazla merak ta iyi değil ama..bilimin temelide merak ve şüphedir:)
atakan ata       hadi yaaa   17 Şubat 2010 Çarşamba 01:15
bırakalım artık laf ebeliğini, şehir efsanelerini...liyakatmış...yok performansa göre atanırmış...kardeşim istisnalar kaideyi bozmaz ama istisnada kalmadıki...neyse dağıtmayım ortalığı toplaması yine bana kalacak...benimkiside boş laf işte...son söz bizde doğal seleksiyon ters yönde işliyor..
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
Son 1 gün içinde eklenmiş haber bulunamadı.
» 2010 Mülki İdare Kararnamesi
» Şaşırtan Kaymakam Haberi
ANKET Diğer Anketler
12 Eylül 2010 Referandumunda ülke menfaatlerine en uygun sonuç hangisi olur.
EVET ÇIKMALI
HAYIR ÇIKMALI
» Tüm yazarları göster
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
Tüm hakları sakldır
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz
Amirler.NET - İdarenin NET Sesi
Telefon:
Eposta: iletisim@amirler.net